banner

Üç Değil Dört Padişah

Trabzon…

Eski bir başkent ruhu’ taşıyan şehir…

Trabzon ile ilgili yazılan kitap, dergi gibi eserlerde ya da konuşmalarda sadece ‘Üç padişah’ isminden; Fatih, Yavuz, Kanuni’den söz edilir ama, dördüncüsü olan II.Beyazıd’tan (d.1447-ö.1512), bir başka deyişle; saltanatı 1481-1512 arası olan Padişah Beyazıd-ı Veli’nin hakim olduğu dönemden nedense söz edilmiyor ya da bu konuda da koyu bir cahiliyet sözkonusu oluyor.

***

Bugün burada da bu eksikliği ortaya koyuyor; babası ve oğlu gibi çok değerli bir hükümdar olan II.Beyazıd’ı; Trabzon tarihinde olması gereken yere; Fatih Sultan Mehmet ile Yavuz Sultan Selim arasındaki zaman dilimi Trabzon’undaki yerine oturtuyorum!

Sanırım bunu ilk bendeniz ortaya koyuyorum. Bu husustaki kaynağım da yarım asır kadar bir zaman dünyanın belli başlı yerlerini gezen seyyahımız Evliya Çelebi (1611-1682) rahmetli oluyor; “Fetihten sonra, Mehmet Han burayı taht edinip içinde para kestirdi, hutbe okuttu. Üç sene bu şehirde oturdu…Şehzade Beyazıt-ı Han’ı Trabzon’a hakim tayin etti ve kendisi İstanbul’a gitti. Sonra Beyazıt-ı Veli padişah olunca, oğlu Selim’i Trabzon’a yerine hakim tayin etti. Sonradan Sultan Beyazıt vefat edip, Birinci Selim padişah oldu…Şehzade Süleyman da Trabzon’da doğup orada hakim oldu.” diyordu(1).

Sultan 2.Bayezıd ihmal edilmiş bir tarihî kişiliktir. Onun Osmanlı İmparatorluğu’nun kurumlaşmasındaki rolü yeterince incelenmemiştir. 2.Beyazıd döneminde yaşanan “kültür(el ortam) patlaması” Fatih ve Yavuz dönemleri arasında sıkışıp kalmıştır. Onun ismi de Trabzon tarihinde; Fatih, Yavuz, Kanuni ile birlikte anılmalı; II.Beyazıd’tan Fatih ile Yavuz arasındaki dönemde bahsedilmelidir.

Bu noktada dikkatlere sunmamız gereken bir husus var:

Fatih ile Yavuz arasında yer alan ve 1481 yılında padişah olan II.Beyazıd’dın, Şehzade olarak Trabzon’da ne kadar kaldığı bilinemiyor. Fatih’in, Evliya Çelebi’nin, Trabzon’da 3 sene kalıp ayrıldığı görüşünü gözönüne aldığımızda, 1464 yılında Trabzon’daki görevini başladığı kabul edilebiliyor. Diğer taraftan, II.Beyazıd’ın, Amasya’da Şehzadelik yaptığı, Trabzon’da şehzadelik yapmadığı, Fatih’ten sonra II.Beyazıd’ın oğlu Şehzade Abdullah’ın Trabzon’da görev yaptığı; II.Beyazdı’ın yedi yaşındaki oğlu Şehzade Sultan Abdullah’a 845/1470 yılında  Trabzon Valiliği verildiği, böylece Trabzon’un; padişah çocuklarının yönettiği ‘Şehzade Sancağı’ olduğu da bilinebiliyor.

 

Bu durumda, 1461 ile 1470 yılları arasında –Fatih’ten sonra 1470 yılına kadar– Trabzon’da şehzade bulunmadı görüşünü kabul etmektense, Evliya Çelebi’den gelen, Fatih’ten sonra II.Beyazıd’ın Trabzon’da ‘hâkim’ olarak bulunduğu bilgisini kabul edip kullanmış bulunuyoruz.

 

Şehzade Abdullah’ın, (-Gülbahar Hatun gibi II.Beyazıd eşi olan) annesi Şirin Hatun için yaptırdığı İç Kale/ Şirin Hatun Camii, Osmanlı’nın Trabzon’da yaptırdığı en eski Mescid(1470) oluyor. Bugün İç Kale Camii olarak bilinen yapının ismine, 1523 tarihli Trabzon Tahrir Defteri’nde; “Mahalle-i Mescid-i Valide-i Merhum Sultan Abdullah der Kale-i Evsat” olarak, mahalleye ismini vermiş biçimde rastlanmaktadır.” (x). İçkale Mescid/Câmii şadırvanında, padişah olamamış Sancakbeyi Abdullah’ın, 875/1470 tarihli bir kitâbesi kalmış; Trabzon Sancakbeyi olarak Trabzon’da, 886/1481 yılına kadar görev yaptığı; sonrasında Yavuz’un, –kimilerine göre 23 yıl, kimilerine göre de 29 yıl– ‘Trabzon Sancakbeyi’ olduğu da bilinebiliyor.

 

***

Trabzon…

Osmanoğullarının dört padişahına taht olmuş şehir…

Padişah çocuklarının (da) yönettiği; ‘Şehzade Sancağı’ olan şehir…

Fatih Sultan Mehmed Han’in fethettiği, yerine hâkim olarak bıraktığı oğlu II.Beyazıd’ın(Beyazıd-ı Veli) da ‘hâkimlik’ yaptığı (onun ardından Şehzade Abdullah’ın, II.Beyazıd) padişah olunca da oğlu Selim’i Trabzon’a yerine hâkim tayin edince onu şehzadeliğinde yönettiği, onun da oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın doğup da delikanlılığa çıkış yaşına kadar yaşadığı yer…

***

Kanuni de olan Şehzade Süleyman’ın adının koyulması hadisesi ise şöyle anlatılıyor: “1.11.1494’de Trabzon Valisi Şehzade Yavuz Sultan Selim’in güzel eşi Hafsa Sultan’dan Trabzon’da bir oğlu dünyaya geldi. Çocuğa verilecek adı bulabilmek için geleneksel bir davranışla Kur’an-ı Kerim’den gelişigüzel bir sayfa açıldı. Bu sayfada ‘İnnehu mines Süleymane..’ âyeti vardı. Çocuğa Süleyman adının verilmesi gerekiyordu. Fakat çok alçak gönüllü olan Şehzade Yavuz Sultan Selim, çocuğuna böylesine kutsal değeri büyük bir peygamber adının verilmesine razı olamıyordu. Sonunda çözüm yolunu yine kendi buldu. Eski harflerin türlü okunuşa göre türlü anlama gelmelerinden yararlanarak Süleyman’ı bir peygamber adı olarak değil de ‘Selim’ ve ‘en’ kelimelerinin yanyana gelmesiyle ortaya çıkmış ‘Selim’in Küçüğü’ anlamına aldı ve bu anlamda kabul etti, çocuğun adı Süleyman ol(uyor)du.”(2).

İşte, “İsim” verişteki bu hassasiyet “Kimlik/medeniyet”; bugünkü “İsim” verişlerdeki tercihler ise “Kimliksizlik/cahiliyet” doğuruyor/oluyor.

***

II.Beyazıd’ın da Trabzon tarihinde yer almasını ortaya koymamın yanında, Fatih’i, Trabzon’u fethedince 2-3 gün kaldı diyerek Trabzon’dan ‘hemen gönderen (!)’ tarihsel bilgisizliğe de yine Evliya Çelebi’ye üzerinden; Fatih Sultan Mehmed’in, Trabzon’u fethinden sonra şehirde üç sene kaldığı(3) bilgisini de tarihe gönderiyorum!

Çelebi rahmetli ayrıca; “Trabzon halkı…maarif ehlidirler..Dünyada Trabzon’un kuyumcuları kadar usta kuyumcu yoktur. Hatta Birinci Selim burada doğmuş, çocukluğu zamanında kuyumculuğu öğrenerek babası Beyazıd Han adına Trabzon’da para kazıtmıştır. Fakir, bu parayı gördüm. İşte o zamandan beri kuyumcuları şöhret bulmuştur…Bu şehirde birkaç ay zevk ve sefa edip, bütün maarif ve ilim erbabı ile can sohbetleri ederek şehri istediğimiz gibi gezip gördük.” diyordu ki (4), bu bilgiyi de kuyumculuğun kökenini Ermenilere ikrâm eden cahiliyete gönderiyorum!

Ülkemde olduğu gibi bugünün Trabzon’unda da münevver-ilim erbabı pek bulunmadığı düşüncemi ise kabul eden etmeyene…

***

Mühendislik hayatım sürerken başlayan ve emekliliğimde de sürdürdüğüm Yazar’lığım boyunca bendenizi ‘öfke dolu çığlık’ atmaya zorlayan şey, ortalıkta “bilgi adına ‘bilgi kirliliği’ dolaşıyor olması, 20-21’inci asrın cahiliyetinin sürmesi” oluyor. Yaptığım şey ‘ilmimin zekatını veripbilgi birikimimi paylaşmak’ oluyor..

 

‘Hakikatin şahidi’ ol(a)mayan –Sahte Bilgi sahibi olanlara– ‘Bilgisiz’ demeyi de durmaksızın sürdürüyorum…

‘Eski bir Başkent Ruhu’ taşıyan şehrim Trabzon’un, ‘Tu(ğ)rabozan’ bir evladı olarak…

 

Ahmet MUSAOĞLU

http//www.ahmetmusaoglu.org

 

Yorumlar

Yorum yok!

Yorum Yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. İşaretli yerleri doldurun *