SUMELA TuraBozan

SUMELA MANASTIRI MASALLARI

Eyl 02, 2015 Ahmet Musaoğlu

2

Trabzon’un Maçka İlçesinin Altındere Köyü sınırları içinde bulunan Sumela’nın kuruluşu ile ilginli olarak, resmi kurum kaynaklarında bile yer bulabilen masallara göre; bir ‘Meryem Ana resmi’nin eksikliği ve mucizeler yaratması iddiasına dayalı olarak, güya bu resim; İsa’nın havarilerinden Lukas tarafından yapılmış, sonrasında Lukas’ın terekesinden Atina’ya geçmiş, fakat I.Theodosius devrinde(379-395), yani MS 4.yüzyılda, resim ‘kendiliğinden’ buradan ayrılmak istemiş, melekler tarafından gökte uçurularak Trabzon Maçka dağlarındaki bulunduğu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmış, tam bu sıralarda Atina’dan Trabzon’a gelen Barnabas ve Sophronios adlarındaki iki keşiş, Maçka’nın uzak güneyinde bulunan ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuş ve burada Anakaya kilisesi’ni inşâ ettirmişler/miş.

İşte, Sumela manastırı iddialarının kurulış köken masalı bu oluyor.

Peki de, bu iddiaya ait en küçük bir belge-bulgu var mı?

Yok.. olması da zaten mümkün olmuyor.

Haliyle de Sumela’nın kuruluşuna ait gerçek/tarih yok; anlatılan bu sözde tarih; fundemantalist bir masal oluyor.

Daha henüz Batı Roma ile Doğu Roma iki mezhebe; Katolik Hıristiyanlık ve Ortodoks Hıristiyanlık mezhebine ayrılmadan, yani MS 451’den önce, Atina’dan geldiği de ileri sürülen Barnabas ve Sophronios isimli iki keşiş tarafından Sumela manastırının kurulduğu iddiaları; şüphesiz ki normal aklın kabul edebileceği bir şey olmuyor. İddialar, ‘inanç ahlakına’ bağlı insanları kandırmak, ama aynı zamanda, –Trabzon -Anadolu- toprakları kutsalımızdır denilmek için deuydurulmuş bir kuruluş masalı oluyor.

Sözkonusu bu Sahte Tarih’in, iddialarının devamı da geliyor; büyük bir kasırga sırasında ‘Meryem’in yardımı ile’ canını kurtaran Komnen III.Aleksios(1349-1390), burasını yeni bir tesis halinde inşa ettirmiş, zengin vakıflar bağışlamış, bir khrysobullos, yani ferman ile de bu vakıfları sağlam esaslara bağlamış da deniliyor.

Trabzon Sumela Manastırı denilen yapının kuruluşunu anlatan rivayet masalları demeti bunlar oluyor. Sumela ile ilgili olarak, Trabzon hakkında Türkçe yazılan başlıca kitaplarda bile, işe yarayacak herhangi bir bilgi bulunmaması, Sumela tarihi’nin ‘Gerçek tarih’ olmadığını, ‘Çakma Manastır tarihi’ olduğunu zaten gösteriyor.

Sumela manastırı denilen için ileri sürülen masallar bir Cami’nin kuruluşu için iddia edilse, –Müslümanlar akıl yoksunu diyecek ‘Müslüman bile’ çıkabilecekken, Müslüman olup da Sumela tarihi ile ilgili bilimdışılıkları yazanları anlamamı benden beklenmesin; iddia edilenler bilimsel akıldışılık oluyor da diyorum.

Bugün bile Trabzon’da yaşayan insanların önemli bir kısmının, Sumela mevkiine hiç gitmemiş olduğu da bilinebilirken, yaklaşık 1600 küsur yıl önce Altındere vadisinin batı yamacında, 4.yüzyılda; Barnabas ve Sophronios ile !!) Sumela manastırı kurulduğu, III.Aleksios zamanında, yani yaklaşık 600 küsur yıl önce de yeni tesis halinde inşâ ettirildiği iddialarını kabul edilebilir bulmuyorum. III.Aleksios denilen kişi, ‘kasırgadan Meryem’in yardımı ile’ kurtulması(!) üzerine bir ‘kutsallık’ inşâ edecekse, herhalde bunu, inananlarının yaşadıkları bir yerde yapardı, yoksa o günlerde ‘kendisinin bile gidemeyeceği Sumela mevkiinde’ yaptırmazdı da diyorum. Dahası, III.Aleksios’un döneminde ülkede iç karışıklıkların çok yoğun yaşanıldığı görüşleri de bulunurken zaten, Sumela manastırı denilenin, onun döneminde yapıldığı iddialarının anlamsızlığı da ortaya çıkıyor.

Sumela ile ilgili, Sultan II.Bayazıt, I.Selim, II.Selim, III.Murat, İbrahim, IV.Mehmet, II.Süleyman, Mustafa ve III.Ahmet tarafından fermanlar çıkarıldığı, Sultan Selim’in hediye ettiği şamdanların 1877’de çalındığı şeklindeki iddialar bulunuyorsa da, bu tip iddialara, belgeleri/fermanlar görülmeden kimsenin inanmaması gerekir de diyorum. III.Aleksios devrine ait freskler tespit edildi, bugün bu portrelerden hiçbir iz kalmadı şeklindeki iddialar için de öngörüm bu oluyor. Dahası da orada görev yapımış papazların kronolojik listesini görelim diye de sormuyorum!

Sumela manastırı denilen yapı, asıl anlamını ve fonksiyonunu  19’uncu yüzyılda; Osmanlı İmparatorluğu’nun Batılı Beyaz Adam tarafından ‘şiddetli saldırılar’ altında bırakıldığı dönemde kazanmış bulunuyor. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında; 1860’da, bugün orada o yamaçta, haşmetli görünen ön duvarın yapılmasıyla, Sumela manastırı ortaya çıkarılmış, görsellik de kazandırılmış bulunuyor. Sumela bu dönem öncesinde var gibi olsa da mabed-manastır gibi algılanması, 19. Yüzyılda başlıyordu. “Sümelâ Manastırı..Kuruluş efsanesi 4. Yüzyıla kadar inmektedir. Fakat bu gerçek olamaz. Tarihi kaynaklar Komnenoslar devrinde kurulduğunu belirtiyorlar. Özellikle III.Aleksius zamanında(1349-1390) gelişmiştir…Manastır esas gelişmesini 19. Yüzyılın ortalarında sağlamıştır.” Denilmesi(1), bu düşüncemiz oluyor. 19. Yüzyılda bile ip merdivenlerle çıkıldığı bilinebilen bu yerde, III.Aleksios ne tesis etmiş ki(?) diye sormak bile gerekmiyor! Sumela’nın, 19. Yüzyılda öne çıkarılışı bir ihtiyaç olarak değil, misyonerliğin o dönemde Osmanlı ülkesine saldırısı sonucu doğ(urtul)muş bulunuyor.

 

“SUMELA MANASTIRI” İDDİASI “19.yy. ÜRETİMİ”DİR..

Değerli sanat tarihçimiz Prof.Dr.Semavi Eyice’nin; “Bu havalinin evvelce Rum ahalisi arasında yaygın ve Trabzon hakkında Rumca kitaplarda tekrarlanan kuruluş efsanesine göre, manastırın esası Theodosius devrinde kurulmuş ve altıncı yüzyılda İmparator Iustinianos devrinde kumandan Belisarius tarafındna yapılmış idi. Fakat bu rivayeti kabul ettirecek  hiçbir ilmi dayanmadığı bulunmadığı, burasını inceleyen yabancı mütehassıslar tarafından kesin olarak bildirilmiştir.” açıklaması da zaten(2), Sumela kuruluş rivayetlerinin ciddiye alınmaması gerektiğini gösteriyor. Eyice, 1962 yılı Temmuz’unda, bizzat yerinde, Sumela alanında yaptığı incelemelerden sonra; “Anadolu’daki kilise ve manastırların hemen hemen birçoğunda olduğu gibi, Sumela’nın da kuruluşunu oldukça eski tarihlere çıkarmak isterler…Fakat bu rivayeti kabul ettirecek hiçbir ilmî dayanağın bulunmadığı, burasını inceleyen yabancı mütehassıslar tarafından kesin olarak bildirilmiştir. Buranın başlıca gelir kaynağı olan bir Meryem Ana resminin eskiliğine ve mucizeler yaratmağa kadir olduğuna halkı inandırmak böylece onun değerini büyültmek için uydurulduğu kolayca sezilen bir efsaneye göre güya bu resim, İsa’nın Havvarilerinden Lukas tarafından yapılmış idi, ve Lukas’m terekesinden Atina’ya geçmiş fakat Theodosius devrinde, dördüncü yüzyılda, resim kendiliğinden buradan ayrılmak istemiş, birgün me­lekler tarafından gökte uçurularak Trabzon dağlarındaki bu kovuğa getirilip bir taşın üzerine bırakılmıştır. Tam bu sıralarda Atina’dan. Trabzon’a gelen Barnabas ve Sophronios adlarında iki keşiş de bu ücra dağın ıssız yamacında bu resmi bulmuşlardır. Fallmerayer’in yazdığına göre, daha 1840’da keşişler, bu ‘harikulade’ resmin, Türkler tarafından yakılmak istendiğini fakat yanmadığını, balta ile parçalanmak istendiğini, fakat kırılmadığını, dereye atıldığını, fakat suyun sürüklemediğini anlatıyor ve resmin tahtasındaki bir çatlağı Türklerin baltasının izi olarak gösteriyorlardı. Halbuki Fallmerayer, belirli bir alaylı ifade ile resmin iddia edildiği gibi hiç de o kadar eski olmadığını ve âdeta teşhis edilmez bir halde kararmış bulunduğunu, etrafında ise kabartmalar ile süslü gümüş çerçevenin onyedinci yüz­yılda Trabzonlu bir sanatkârın elinden çıkmış olabileceğini yazmak­tadır…Bu çeşit rivayet ve efsanelerin, basit bir hıristiyanlık gayreti ile yaratıldığı ve mütemadiyen tekrarlanarak âdeta zorla etrafa kabul ettirildiği bilinir. Böylece hakkında böyle rivayetler çıkarılan tesisler de güya çok eski bir tarihe inmektedir…Anadolu’nun daha birçok kilise ve manastırının kuruluşlarının, böyle efsaneler ile iddia edildiği gibi eksik olmadığı artık anlaşılmıştır.” diyordu(3). Fallmerayer’in Sumela iddialarına yüklenmesi Ortodoks Hıristiyan olmaması olduğu düşüncem bir tarafa, sayın Eyice, makalesinde ayrıca; “Burada doğrudan doğruya yamaca yaslanmış heybetli bir bina bulunur. Sumela manastırının uzaktan görünüşünde daima ön plana geçen bu kısım..kitlesi ile dağın kayalarında uzaklardan beyaz bir leke halinde taşan bu kışla biçimli yapı, manastırın 1860’daki büyük tamir ve genişletilmesinde inşa olunmuştur. Büyüklüğünden başka, kayda değer hiçbir mimari özelliği olmayan alelâde bir binadırHiçbir sanat ve tarihi değeri olmadığı halde, son yıllarda Sumela’nın başlıca alâmeti olan bu büyük yapı..” da diyordu ki(4), sadece hiçbir sanat değeri olmayışı değil, manastır-kilise olmadığı da sözkonusu oluyor.

Ne yazık ki de Sumela’yı bugün görenler, 1860’dan sonra kazandırılan görselliği geçmişten gelen/ilk yapısı zannediyor. Oysa 1860 yılı öncesinde bulunabilen bir özelliği sözkonusu olmuyor. “Sumela’yı ziyeret eden yabancılardan biri de E.Zachariae’dır. 24 Temmuz 1838’de gördüğü bu tesis o devirde çok güç tırmanılan, ancak ahşap iskeleler ile çıkılan ve yalnız ziyaretçiler için indirilen asma köprülerle kapısına kadar yaklaşılabilen..içinde sadece yirmi-otuz kadar keşişin bulunduğu fakir görünüşü bir manastırdı…G.Palgrave(1826-1888)…buraya geldiğinde o sırada ‘yeni bina’ denilen kışlavari büyük yapı henüz yapılmış idi ve biteli üç sene kadar oluyordu…Yirminci yüzyılın başlarında burasını ziyarete den bir Alman subayı, E.von Holfmeister, kitabında manastırın genel görünüşünü uzaktan aksettiren güzel bir resimden başka, merdivenin sol tarafında sıralanan ahşap çardaklı bugün hiçbir izleri bulunmayan çok pitoresk evlerin de iyi bir fotoğrafını yayınlamıştır.”(5) 1903 yılında Holffmesiter tarafından çekilen yukarıda görülen fotoğraftaki, giriş kısmının üst tarafına yaslanmış üst üste binen gibi görülen ahşap yapılar topluluğu, Sumela’nın geçmişine ışık tutup, asırlar öncesinde ne olamayacağını da ortaya koyarken; 1929 yılında David Talbot Rice’dan gelen fotoğrafın da bugünkü Sumela fotoğraflarıyla karşılaştırılmasında(Bakz.Yukarıdaki fotoğraf), Sumela tarihinin bir masal tarihi olduğunu da kesinleştiriyor.

Prof.Dr.Eyice’nin; “Bu manastırın kurulduğu, kayalık ve dik yamacın ortasındaki kovuğun, acaba tarihin karanlık çağlarından itibaren bir kültü yeri olması ayrıca mümkün olabilir mi?..Ancak mağara kısmında yapılacak etraflı ilmi araştırma ve sondajlar bu tahminlerin doğruluk derecesini BELKİ aydınlatabilirler. Yoksa şimdiki halde müsbet bir dayanak yoktur.” açıklaması da(6), düşüncemi zaten doğruluyor. Eyice’nin, “Sumela Anadolu’da bütün Rum-Ortodoks topluluklarının görülmemiş bir zenginlik ve heyecan içerisinde teşkilatlandıkları, kilise ve manastırlarını her taraftan akan paralar ile yeniden inşâ ettikleri ondokuzuncu yüzyılda en parlak çağını yaşamıştır..1860’a doğru büyük binalar inşası suretiyle muazzam bir tesis halini alan Sumela..” açıklaması da(7), Sumela’nın, benim önerdiğim 19. Yüzyıl tarihini; ‘asıl doğum tarihini’ ortaya koyuyor. Sözkonusu bu dönem, üzerinden Balta Limanı anlaşması/1838 ve Tanzimat Dönemi/1839 balyozu(!!) geçen Osmanlı’da –Müslüman kimliği kırıldığı için-, 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Trabzon Maçka yöresinde yerden ot biter gibi biten kiliseler, manastırlar üretimi dönemi oluyordu! O dönemden bugünlere, Sumela’ya yapılan tüm yatırımlar bile, orayı ‘Kalıcı iskân yeri’ yapmaya, haliyle manastır-kilise yapmaya yine yetmiyor!

Sumela’nın kurulduğu yerin-yöresinin, bugün bile “Kalıcı iskân yeri olmaması”, orada kayalık ve dik bir yamacın kovuğunda yaklaşık 1600 küsur yıl önce eski bir manastır kurulduğu iddialarını zaten de inanılır kılmıyor.

 

Ahmet MUSAOĞLU