Rûm-Pontus-Bizans TuraBozan

PONTUS -RÛM- HALKI MASALLARI

Eyl 02, 2015 Ahmet Musaoğlu

I.Pontus Rûm Krallığı değil, Karadeniz Persleri

Yeni Asur Devleti’nin MÖ 609 gibi çökmesiyle Doğu Karadeniz Bölgesi MÖ 620’de Medler’in egemenliği altına giriyor; bu devlet Anadolu’da ele geçirdiği yerlerin hepsini bir eyalet haline getirip, Kapadokya adını veriyordu. Medler, MÖ 600 gibi hakimiyet alanlarını çok büyütüyor, Trabzon dahil Karadeniz’in doğu kıyıları Med’lerin egemenliği altına giriyordu.

Med’lerin yerini Pers’ler alınca, Doğu Karadeniz Bölgesi bu defa yine İranlı olan Pers’lerin egemenliği altına giriyor; MÖ 520 yılında ülkeyi 21 yönetim bölgesine ayıran Persler, bu yönetim bölgelerine satraplık diyor ve bu eyaletler, geniş yetkilerle donatılmış Valiler tarafından yönetiliyordu. Sözkonusu bu satraplıklardan biri de Pont Satraplığı oluyor; böylece de Trabzon/Doğu Karadeniz bölgesi, Kapadokya Satraplığı’ndan ayrılarak, kıyı eyaleti anlamında Pont(os KapadokyasıSatraplığı adını alıyordu. Strabon, “Makedonia’lılar(-Büyük İskender)  Kapodokya’yı ele geçirdikleri zaman, burası Persler tarafından iki satraplığa ayrılmış bulunuyordu. Makedonia’lılar ülkenin bir kısmının isteyerek, bir kısmını istemeyerek satraplıktan krallığa çevirmişlerdir. Bu krallıklardan birine Asıl Kappadokia veya Tauros yakınındaki Kappadokia hatta Büyük Kappadokia ve diğerine de başkaları Kappadokia Pontika ismini  vermişlerse de, bunlar(-Makedonia’lılar) Pontos olarak adlandırmışlardır.” diyordu(1).

İşte, Büyük İskender’in ölümünden sonra kurulan devletlerden biri, Pont satraplığı alt yapısı taşıyan Pont(os) Krallığı oluyordu. “Güney Karadeniz sahil bölgesinde kurulan Pontos Devleti’nin sınırları batıda Bartın Çayı(Parthenias) ve Bithynia, güneyde Ilgaz Dağları, Galatia ve Kapodokya, doğuda Paryadras Dağlarıdır…MÖ 301 tarihinde Mithridates I(I. Mihirdat), Amasya’da Pontos Devletini kurdu…Daha sonra Mithradetes V. zamanında başşehir Amasya’dan Sinop’a nakledildi…Mithradetes VI. Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalışarak, Romalılara karşı Doğu’nun savunmasını yapmıştır.” deniliyor(2). Kral Mitridates(Mitridat/Mithradates), MÖ 266 yılında ölünce, Amasya’da kayalar içinde yapılan mezar içine gömülüyor; taşlara oyulmuş ‘Kral mezarları’, Pont(os) Krallığı denilen ama, ‘Karadeniz Persleri’ denilmesi gereken krallığın ilk merkezini gösteriyor.

Pontos Kralları Mithradates/ler’in en güçlüsü, MÖ 120-63 yıllarında görevde kalan son kral VI.Mithradates, “…Pers Kralı Daresios ile yakın bağları bulunan güçlü bir Pers sülalesinin bir üyesiydi”(3). Pont Krallığı onun döneminde Altın çağını yaşıyordu. “Pontos krallığının Roma’ya karşı direnişinin destansı öyküsü, Küçük Asya tarihinde görülmüş en sıradışı, en göz alıcı kişiliklerinden birini öne çıkarır. MÖ 100 Tarihinde çok genç yaşta Pontos kralı olduğunda, Mithradates Eupator(-Eupator:zâde veya kahraman veya iyi/cömert baba)Karadeniz kıyısındaki denetimini Trapezus’tan öte Kafkaslara değin uzattı, hatta şimdi Kırım dediğimiz yerde bir denizaşırı koloni kurdu…MÖ 100 yılından başlayarak Mithradates Küçük Asya’nın artık en güçlü kralı olmuştu.” deniliyor(4). Krallığın satrabı Tigran’ın, Roma generali Pompe/us tarafından yenilgiye uğratılması ve MÖ 63’de ölümü sonrasında Pontos krallığı denilen “Karadeniz Persleri”, Roma’nın bir parçası haline geliyor, Pontos eyaleti oluyordu.

Ermeni olan Bıjışkyan’ın; Pers satrabı Tigran’ı müstakil Pontus Kralı ve Ermenistan kralı olarak göstermesi gibi, Trabzon kalesini yapanı da bir Ermeni reisi ve belki de diyerek Hayk’ın oğlu olarak göstermesi(5), insanlığın Ermenilerden türediği şeklindeki ‘inanç esası’na dayalı kabulden kaynaklanıyor. Roma generali Pompe’ın; Ermeni derebeyi de denilen fakat, “hem o dönemde Ermeni milleti olamayacağı”, yani Ermeni ırkı iddiasının 19’uncu yüzyıl icadı olması; Pers kralı Mitradates’in yeğeni ya da  damadı olan Pers Tigran’ı MÖ 66’da yenmesi sonrası MÖ 63’de Pont/os Krallığı denilen yapı, tamamen Roma İmparatorluğu eline geçip tarihten çekiliyordu!

Tarihte ‘Yunanlı-Pontos/Rum Krallığı’ yaşamamışken ya da ‘(I.) Pontos Rum Devleti/Krallığı’ diye bir devlet yaşamamışken –bilgi yoksunu kimi kişiler-; I.Pontus-Rum Krallığı icad edilişini tarihsel gerçek zannedip hâlâ da kullanabiliyor. Oysa ortada ne Pontos halkı, ne Pontos Krallığı, ne de Pontos Kültürü bulunuyor. “Pontos Rum Devleti” denilen yapı “Pers Krallığı” ama, kimi eserler-yazıcılar(!)’, hâlâ da “Pontos(Yunan-Rum) Halkı-Krallığı” hurafesini yaşatabiliyor! Trabzonlu tarihçi yazar rahmetli Mahmut Goloğlu; Anadolu’nun Milli Devleti PONTOS dediği devletin; bölgede yaşayan Alazonlar, Amazonlar, Begirler, Buşirler, Tibarenler, Tirallar, Haldiler, Sanlar, Katagonlar, Marlar, Makronlar, Massinekler, Kolhlar ve Lazlar gibi yerli kavimler(!) tarafından kurulduğunu söyleyip; bu “sözde kavimler” üzerinden yapılan “Yunanlılık iddiasını” defetmek isterken, bir başka hurafe; Anadolu’nun Milli Devleti PONTOS ÜRETİYORDU! Sözkonusu olan ise hep Persler oluyordu. Mahmut Goloğlu’nun, Anadolu’nun Milli Devleti PONTOS olarak tanımladığı, benim ise, “Karadeniz Persleri” olarak tanımladığım bu Pers unsuru, ‘Anadolu Pontos Devleti’ olarak tanımlama yanlışlığının da ötesine geçilerek; Rus arkeologlarının ilk olarak 2004 yılında Kırgızistan’da yapılan II.Türk Uygarlığı kongresinde; Göktürk sikkelerinde ay-yıldız motifi bulunmasını açıklamasıyla(!), Anadolu Pontos Devleti denilenin bayrağı ve paralarındaki ay-yıldız  üzerinden  hareketle aynı kökten gelen topluluklar olarak düşünülmesi yanında, Anadolu Pontos Devleti denilen krallığın; kurulup yayıldığı alanlarda halkın bir bölümünün, Türk kavmi denilen Kimmer ve İskit kalıntıları olduğu, ay yıldız figürünün, Anadolu Pontos Devleti ve Göktürk Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti paralarında bulunması da aynı kültürün günümüzdeki devamı olarak görülürken, aya tapıcılık da dahil ay ile ilgili çeşitli ‘boşinan’ların da ortak kültür gösterilmesi ve de Türk olarak düşününülen-önerilen Kimmerler’in, Karadeniz sahillerinde yayılmaya başlayan Yunanlıları(!) durdurduğu iddiaları –üstelik de bunun, Pers asılzadesi-kralı  denilen Mihradates(ler) üzeriden yapılması-(6), Türkonsantik amaç/inanç(!) için ileri sürülüyor ama, Pont Devleti ya da Anadolu Pontus Devleti ya da Pontos Krallığı denilenin, Pers olduğu tartışılmaz oluyor. Zaten Herodot tarihi de bu görüşümüzü desteklemektedir: “Hystaspes oğlu Dareios(MÖ 521’de başa geçmiştir) artık kral olmuştu ve Araplar dışında bütün Asya ulusları, Kyros’un aldığı ve Kambyses’in genişlettiği topraklarda beraber hükmü altındaydı…Dareios..ülkeyi kendilerinin satraplık dedikleri yirmi hükümete ayırdı…herbirine vergiler saldı……Moskhililer, Tiberanililer, Makronai, Mossyoikia ve Marsa üç yüz talant(-vergi ödeyen bu topluluklar).ondokuzuncu hükümet(-idi).”(7). Ayrıca da IV.Mithradates ve selefleri, Pers dini ritüellerini desteklemeleri yanında, Pers tarzı tapınaklar inşâ ettiler, Mithradates’in kendi oğullarına; Kserxes, Kyros ve Dareios gibi Pers krallarının ismini vermesi yanında, Mithradates için; kestirdiği paralar üzerindeki imajında, Pers dini ve monarşisine ilişkin semboller kullanıyordu denilmesi de(8) bu görüşümüzü destekliyor. Jakob Philipp Fallmerayer’in; Trabzon devlet efsanesinin ve tarihinin ünlü Mitras tepesi olarak tanımladığı Boztepe ile Mitra ilişkisini(9), Trabzon Tarihi isimli eseri yazarı Fyodor İvanoviç Uspenski şu şekilde değerlendiriyor; “Şehrin üzerinde kuzey doğu tarafında Boztepe Dağı hükümranlık etmektedir. Önceleri burası ‘Mitra diye adlanırdı ve burası arkeolojik bakımdan bakımdan oldukça önemlidir. Hıristiyanlığa kadar burada Mitra’ya ibadet edilirdi. Onun adına yapılmış kilisenin kalıntıları şimdi de görülebilmektedir. İmparatorluk döneminde ise burada imparatorların yazlık sarayı bulunurdu.” diyordu ki(10), yapılan bu açıklama da bölgede Persler’in hükümferma olduğunun delili oluyor..

Tam da bu noktada, Mithradet(es)’in Yunanlı mı yoksa Pers olup, olmadığı konusunda yaşadığım bir olayı sizinle paylaşmak istiyorum: Birkaç yıl önce Amasya yöresindeki çalışmalarını anlatan bir makalesinde, “IV.Mithradates’i Yunanlı” olarak gösteren, ama yazdığı makale metninde bile Mithradetes’in Pers olduğunu bildiği anlaşılan makale yazarı Doçent hanımefendiye, –Mithradates’i neden Yunanlı gösterdiklerini sorduğumda aldığım cevap; –Mithradates Pers ama, literatürde Yunan geçiyor, ben de onun için öyle kullandım şeklinde oluyordu. Bir başka şekilde söylersem; Mithradates’in Pers olduğu bilmesine rağmen ‘makalesinin selameti’ için bu gerçek yazılamıyordu! Bu durum, “Hint Avrupalı Irk-Halk’-‘Eski Yunan’-‘Yunanistan’a kuzeyden yapılan Aka göçleri ve Akaların Ege bölgemize geçerek koloniler kurduğu, bunlardan biri olan Miletos’un da Karadeniz’de Trabzon’u kurduğu ve de I.Pontus Rum Devleti..” benzeri pek çok hurafede de sergileniyor. İnanmadıkları şeyleri yazan hemen bütün akademisyenlerimizin veya diğer benzerlerinin bu durumu, bilimsel olamadıklarının, tarihsel gerçeklere aykırı yazdıklarının da delili oluyor.

Buna benzer bir tarih ihaneti’de, “2.Pontos Devleti/Trabzon Rum İmparatorluğu(1204-1461)” iddiası oluyor ki, bu iddiaya vereceğimiz cevap, eserimiz sayfalarındaki tarihsel kronolojisi geldiğinde okunacaktır diyor; Pont/os Krallığı denilen, bizim, “Karadeniz Pers Krallığı” olarak tanımladIğımız yapı; Roma İmparatorluğu’nun eli’yle tarihten çekilince(!), sadece “Karadeniz Pers Krallığı” değil, hemen bütün Anadolu, Roma hakimiyetine giriyordu.

 

II.Pontus Rûm Krallığı Masalı

Kimilerince yanlış, kimilerinin de kasıtlı bir şekilde Trabzon Pontos Rûm İmparatorluğu olarak tanımladığı bu yapı; Trabzon Doğu –Ortodoks Hıristiyan– Romalıları/ Trabzon Komnenosları dediğimiz yapı oluyor.

Tarihe, “Sahte Tarih Modeli”inin bilimdışılıkları üzerinden bakanlar, Pontos-Rûm iddialarının, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu getiren, “19’ncu yüzyıl ırk/millet icad edilmesi” çerçevesinde ele alınması gereken bir durum olduğunu göremiyor. Yoksa, ne Pontos bir devletin, ne de bir halkın ya da kültürün adı oluyor. Pontos-Rum kandırmacasına,  ‘Pontos, Rum’ varlığına inanarak yazan Ayşe Hür bile; “Kaynaklarda Pontuslular ya da Pontuslu Rumlar diye anılan ve Rumcanın Romeika denilen bir diyalektini kullanan topluluğun, 1204 yılında Konstantinopolis’in 4. Haçlı Seferlerini takiben Latinlerin eline geçmesi üzerine Trabzon’a yerleşen Bizanslı soylu ailelerin karışımı olduğu sanılır.” diyordu(1). Pontus veya Rum denilenlerin, Bizans denilen ama asıl adı “Doğu Roma Ortodoks Hıristiyanlığı  İmparatorluğu” olan yapının kalıntısı olduklarını söylüyordu. Böyle olunca da Karadeniz bölgemizde “Bugünkü Yunanlılar”la da akrabalığı kurulan “Pontoslu Rumlar hiç yaşamadığını”; bulunabileceklerin ise, her dem ‘karışım toplumu’ halinde yaşamış olan ‘Roma Anadolusu/kalıntısı insanlar’ olduğunu kavramamız da mümkün olabiliyor.

Pontos kelimesi, geçmişte, –Nereden geldik nereye gidiyoruz(?) sorusunun; yani Yaratılışın cevabını arayan insanların, ‘Hiçbirşey yokken(Yoktan-Kaos’tan) her şey oldu’ya; yani ‘Hiçbir şey yokken’ ortaya çıkan denize, yani su’ya; “Her şeyin kökeninin su olması” tanımlamasına verdikleri isim olduğu için; Pontos, denizi(-su’yu) temsil eder, tanrısal güçtür deniliyor : “İlk başta Boşluk…uçsuz bucaksız boşluk vardı. Derken Toprak(Gia) belirdi…Toprak bu boşluğun içinde belirdi…Gaia evrensel anadır. Ormanlar, dağlar..engin gök, hep Gaia’dan, Toprak Ana’dan doğar. “Toprak Pontos’u, Deniz’i doğurunca, Pontos(-deniz deniliyor ama, Karadeniz değil, evrensel okyanustan, herşeyin su olması) onu tamamlar…Pontos yüzeyde ışıklıdır, ama derinlerinde tamamen karanlıktır, bu da onu tıpkı Toprak gibi bir yönüyle Kaos’a bağlar…Pontos, denizi(-su’yu) temsil eder, aynı zamanda onuruna bir kült sunabilecek bir tanrısal güçtür.” deniliyor(2). Anlaşılabildiği gibi de Pontos ya da Pontus, bir kültürün ya da bir halkın adı değil, herşeyin kökeni Su olarak tanımlanırken, Tanrısal kült olarak algılanması da isteniliyor. İçersinde yaşamakta olduğumuz Dünya’nın ve Güneş Sistemi’mizin ve yıldız toplulukları olan Galaksilerin kökeninde de SU var; bilimin bu önermesi, zaten, Kur’an-ı Kerim’in önermesi oluyor:

 

O kafir olanlar görmediler mi ki göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi SUdan yarattık..” Enbiya (21) 30

 

Her şeyin kökeninin, hayatın başlangıcının SU olduğunu bildiren Tanrısal önerme’den gelen, “Deniz-SU” gerçeğine verilen Pontos isminin, Karadeniz’in ismiyle veya Karadeniz bölgesinde yaşamış bir halkın ya da o halkın kültürüyle bir ilişkisi bulunmuyor. Bir halktan, bir krallıktan veya imparatorluktan söz edilmesi; Eski Yunan, Bizans, Rûm vb.. tanımlamalarında benzeri doğru olmuyor, bilimdışılık oluyor.

Pontos/cu görüşerin ileri sürüldüğü, Pontus Kültürü isimli kitapta; “Pontos ise deniz anlamına gelir. Bu adı denizimize(-Karadeniz’e) Eski Yunanlılar vermiştir.” denilse de(3), hem tarihte Eski Yunan isminde bir ulus yaşamadı, hem de ortaya koymaya çalıştığımız Pontos/Pontus/SU gerçeği yanında, Karadeniz’e de Pontos denilemeyeceğini de gösteriyor. Üstelik, adı geçen kitapta yer alan; “Mitolojiye göre adı deniz anlamına gelen Pontos, Hesiodos’un Theogonia’sına göre, Gaia’nın(-Toprak Ana) tek başına meydana getirdiği bir tanrısal varlıktır. Efksinos Pontos hakkında elimizde yeterli bilgi ve belge yoktur.” açıklaması da(4), farkında olunmadan Su’yun, Tanrısal varlık/nimet olduğunun kabulü olurken, Karadeniz’e Pontus denilemeyeceğini  de gösteriyor. Bu gerçeğe rağmen de sözettiğimiz kitapta Pontos masalları sürüyor: “Pontos, arayıp da bulamadığım kimlikti. İçinde ne yazıldığını bilmediğim bir kimlik. Pontos’u bulmuştum ama içinde bir çok kimlikle birlikte; Khaltlar, Makronlar, Doriler, Armenler, Persler, Yunanlılar ve en son Oğuzlar. Peki ben kimim? Bu sorunun da yanıtını bulmalıydım. Elinizdeki bu kitap -biz kimiz- sorusunun yanıtını arama çabasıyla oluştu.” İfadeleriyle(5), “Sahte Tarih Modeli Yazıcıları”nca ‘kimilerine’ verilen kimlik-sizlik kabul edilirken; tarihte hiç yaşamamış ‘Eski Yunanlılar’la da irtibatlandırılan Pontosculuğa; “Karadeniz toprakları, Anadolu sizin değil, bizim” diyen fundemantalist amaçlara katkı konulmuş da olunuyor. İleri sürülen; “Oysa Yunanlılar Anadolu’da bir kültür hazinesi bırakmışlar. Kazdığımız toprağın, kaldırdığımız her taşın altından Yunan kültür mirasının kalıntılarını bulmaktayız…Bize bilim ve kültürü ulaşan sadece bir toplum olmuştur ki o da sadece Yunan’dır.” ifadeleri de(6), tarihsel çöplükte bile yer bulamayacak iddialar oluyor. Eski Yunan denilen insanlarla bugünkü Yunan denilen, 19’uncu yüzyıl üretimi/icadı sözde milletle irtibatlandırıyor ki, tarihsel o insanların bugünkü Yunan ile ilgisi hiç bulunmuyor. Eski Yunan denilenlerin Anadolu insanları olduğu  bilinebilmesine rağmen, –Ben kimim diye sorulması ise, kim ne olduğunu bilemeyiş(!) örneği oluyor.

Karadeniz bölgemizde ‘Bugünkü Yunanlılar’ ile irtibatlandırılacak ‘Rûm’ hiç olmamasına rağmen, kimilerinin kendilerini, Yunanlılarla irtibatlı Rûm olduklarını ileri sürmeleri ya bilgisizliklerinin getirdiği yanlışlık ya da yanlış iklimden beslenme sonucu ortaya çıkmış kimlik-sizlik doğumu(!) oluyor. Osmanlı’nın yıkılmaya başla(tıl)dığı 19’un yüzyılda, kilisenin/misyonerliğin, tabii ki de her devir ve döneminde “Fundemantalist Batılı Beyaz Adam”ın, sürdürdüğü  saldırılar karşısında yüzyıl sonuna doğru ve 20’nci yüzyılın başlarında, “KendileriniPontus-Yunanlı’ hissetmeyi benimseyenler” oldu ama, bilinmeli ki, 19’uncu yüzyılda Osmanlı’nın hemen her tarafında kültürel olarak başlatılan ırkçılık/ulusculuk hareketleri, bilahare siyasal milliyetçiliğe dönüştürülüp, tıpkı bugünlerde Kürtler üzerinden olduğu gibi, “Aynı dili konuşan insanlar üzerinden ‘millet/devlet’ doğumu yaptırılması” benzeri oluyor, yoksa; Pontos devleti-kültürü iddiası masal bile olamıyor!

Önceki sayfalarımızda, milattan hemen önceki asırlar için ileri sürülen, Birinci Pontos Rûm Devleti iddiasının doğru olmadığını; sözedilen o insanların, “Pers soylusu Mithradates tarafından kurulan ‘Karadeniz Pers Krallığı” olduğunu; onların “Yunan(Pontos-Rûm-Trabzon) Krallığı olmadığını” ortaya koyduğumuz gibi, I.Aleksi Komnen tarafından Trabzon’da 1204’de kurulan(!) yapının; İkinci Pontos Rum Devleti ya da Trabzon Pontos Rum İmparatorluğu olduğu iddiasının doğru olmadığını; Karadeniz’de Yunan’dan kalan Rûm olmadığını, ‘Roma’dan kalma, Romalı anlamında Rûm’ olabileceğini de ortaya koyuyoruz.

 

Ahmet MUSAOĞLU