Argonatlar Trabzon Tarihi

“ARGONATLAR – ALTIN POST” MASALLARI

Ağu 28, 2015 Ahmet Musaoğlu

Argonatlar – Argo Gemisi – Altın Post, “Fenike Gerçeği” oluyor…

Konusu, bir kahramanın bir yolculuğa çıkıp uzak bir yerden dönerek yetişkinliğe geçişi olan İason(Yason)  ve Argonatlar efsanesi için; “Argo gemisiyle Karadeniz’in Kolkhis ülkesinde  Altın Post’u aramaya giden 50 mitolojik kahramanın, Tesalya’dan yola çıkıp Limni, Semadirek, Çanakkale Boğazı, Marmara, Mudanya, İstanbul Boğazı ve Kadıköy’den geçerek Karadeniz’e yaptıkları ve dönüşte Afrika’ya kadar uzanan destansal öykü    oluyor.” deniliyor(1). İason(Yason)  ve Aragonatlar efsanesi, Eski Yunan denilenlerden MÖ 3.yüzyılda Rodoslu Apolonios’un, Argoncutike’sine dayandırılsa da(2), ondan önce yazılmış bulunuyor. Eski Yunan denilenlerin mitolojisinde, Güneş tanrısı Helious’un oğlu olan Kolheti(Kolhis) kralı Aieti’nin(Aietes), Altın Post’a sahip olduğu anlatılıyor.

Sözkonusu bu Altın Post’un kaçırılışını anlatan Argonout efsanesine göre; Yunan kenti İolkos’un Kralı Aison, iktidardan bıkıp, devlet işlerini, oğlu İason’un(Yason) erişkinliğine kadar kardeşi Pelias’a bırakıyor. Tahttan inmek istemeyen Pelias, hileye başvurup, İason’dan, uzaklardaki Kolkhis’ten ailesine ait efsanevi Altın Postu geri getirmesini istiyor. İason da bunu kabul ediyor. Argos isimli bir usta, İason’a, 55 kürekli Argo adında sağlam bir gemi yapıyor ki, bu geminin adından dolayı onlara Argonot deniliyor. İason tehlikeli ve zorlu bir yolculuktan sonra Kolkhis’e varınca, Kolkhis Kralı Aietes, İason’a, ‘Ancak bir dizi sınavdan geçtiğin takdirde postu alabilirsin’ diyor. Sınavları başarıyla geçen İason, Altın Post’u alıp geri dönüyor!

Anlatılan yazılmış senaryo olduğu için de Kral Aieti’nin; İaosun’dan Altın Post’u vermesi için yerine getirmesi istediği şartlar arasında, İason’un; önce ateş püskürten öküzlere boyun eğdirmesi, başlarına boyunduruk geçirerek büyük bir tarlayı sürmesi; sonra ejderhayı öldürmesi ve onun dişlerini toprağa ekmesi; bu dişlerden çıkacak savaşçılarla savaşması ve onları yenmesini istiyor. İleri sürdüğü şartları kimsenin yerine getirmesi mümkün olmadığını düşünen Aileti, kızı Medea’nın(Medaia) yardım yapabileceğini ise düşünemiyor. Bir büyücü olan Kralın kızı Medea, İason’a âşık olunca, ona yardım etmeye karar veriyor. Yardımla İason, kralın şartlarını yerine getiriyor ve Aieti’den Altın Post’u istiyor. İason’a kimin yardım ettiğini anlayan Kral, bu defa Altın Post’u vermeyeceğini açıklıyor. Bunun üzerine İason, yine Medea’nın yardımıyla; Kralın kızının, postu bekleyen korkunç ejderhayı uyutmasıyla, Altın Post ele geçirilip, hızla gemilerine binilip, ülkeleri Yunanistan’a(!!) doğru yola çıkarlarken, Medea da İason’la birlikte ülkesinden ayrılıyor.

Efsanenin hemen her versiyonunda ana kahramanlar hep aynı; Kolheti kralı Aiete, kızı Medea ve Argonotların lideri Iason olup, yolculuğun amacı da hep aynı; Altın Post oluyor.

Hiç yaşanmamış bu “Sahte kahramanlık destanı”, Türkiye ile Yunanistan arasında bir krize bile sebep olmuş bulunuyor.  2006 yılında, KEİ üyesi ülkeler arasında KEİ Çevre Yolu kurulması projesi Moskova’da yapılan toplantıda, Yunanistan; bir önerge vererek Çevre Yolu’nun adının, Argonautlar-Argonotlar(Argo Gemicileri) olmasını istiyor. Dahası da Argonotların gezilerini gerçekleştirdikleri mitolojik gemi Argos’un, sembolik benzerinin inşa edilerek Haziran 2007’de yapılacak KEİ liderler zirvesi sırasında İstanbul’dan suya indirilerek Karadeniz’e açılmasını da öneriyordu ama, önergeye Türk heyetinin itiraz etmesiyle, kararlar belgesine alınması engelleniyordu(3). Kriz 2008 yılına da taşıyor, Argo ve Altın Post efsanesini, efsaneyi canlandırmak/yaşatmak amacıyla bir grup Yunanlı, yaptıkları 3 bin yıllık eski bir geminin benzeriyle İstanbul Boğazı’ndan geçerek, Gürcistan’a gitmek istemesini, Türk Dışişleri Bakanlığı; geminin boğazdan geçmesini güvenlik açısından sakıncalı gördüğünden izin vermeyince, Yunanlılar çözümü rotayı değiştirmekte buluyor, Yunanistan’ın Volos şehrindeki limandan yola çıkan Argo isimli efsanevi geminin rotası bu defa, İtalya’nın Venedik şehri oluyordu(4). 19’uncu yüzyılda kendilerine Yunanlı denilenler, kendilerinden olmayan keşiflere-kahramanlıklara sahip çıkmaya, onları kendi kahramanlıkları haline sokmaya alışmışlar, bu hadiseye de ‘tarih hırsızlığı’ olarak bakmamız gerekiyor.

Böyle baktığımızda, Argos gemicileri ile ilgili birçok efsanede, Bebryk halkından sözedildiğini görebiliyoruz. “Argonautlar Kolkhis’e düzenledikleri seferde Bosporus(-İstanbul Boğazı) kenarında Bebrykialılara rastlamışlardır. Bazı kaynaklar bu Bebrykialı’ların umumiyetle Bithynialıların öncüleri olduğunu kabul ederler. Bir çok antik müellif Bithynia yarımadasının Bebrykia adını taşıdığından bahseder(Bosch, 1946,42).” deniliyor(5). Bebrykia, Marmara denizinin güney, kuzey ve doğusu kıyılarında yaşayan Bebryk halkı’nın yaşadığı bölge oluyor. Bebrykia’lılar ile ilgili olarak bir araştırma yaptığımızda, yine Yunan(!) masallarıyla birlikte anılmasını görmemiz, şehirler kurmuş bu halkın, Fenikeli’ler olabileceğini; Bithyniaların da Bebrykialı sayılabileceğini gözönüne aldığımızda, İstanbul civarında ilk yerleşimleri kuranların Fenikeliler olabilecekleri de görülebiliyor.

İlyada ve Odysseia destanlarının derleyicisi olduğu kabul edilen –Antik Çağ’da İzmir’de yaşadığı kabul edilen MÖ 800 doğumlu– İyonyalı ozan Homores’un eserinde Argonotik’e ait kısmi aktarımlar görülebildiğine göre, Argonatlar hadisesinin yaşanmasının, MÖ 800’den çok önce bir tarihte gerçekleşmiş olması gerekiyor. Yunan mitolojisine Argonot Seferi olarak geçen efsanedeki Argonotlar’ın, Troya savaşına katılanların babaları olduğu, yani, Argonot seferi Troya savaşından bir kuşak önce olduğuna, son çalışmalar da Troya savaşı’nı, MÖ 12-13.yy olarak tarihlendirdiğine göre, Argonot seferinin, MÖ 12-13 yy. civarında gerçekleşmiş olması gerekiyor.

Peki ama MÖ 12-13’inci yüzyılda Karadeniz’in Doğu Karadeniz kesiminde gücü ve zenginliği Argonotik efsanenin merkezinde yer alabilecek derecede gelişmiş, zengin bir toplum var mıydı?

Tarih ve arkeoloji bu soruya –Hayır cevabı veriyor.

Arkeolojik buluntular, Doğu Karadeniz sahillerinde ve Gürcistan bölgesinde böyle bir zengin yapı göstermiyor. Bu dönemde Eski Yunan denilen sözde ulus da zaten yok, dolayısıyla da Altın Post ve Post peşinde koşacak Argonatlar denilen kimseler de bulunmuyor. Güncel yazarlardan Henrıette Mertz’ın,  The Wıne Dark Sea(1964) çalışmasında Kolkhis’in, Karadeniz’de bir Krallık değil, Güney Amerika’da Bolivya’da bir prenslik olduğu da ifade ediliyor ki(6), bu da, Argonatlar denilenleri ve efsane gemileri olan Argo’yu, 12-13. yüzyılda ama, ideolojik iddialarda değil, “Gerçek gemiler ve Gerçek gemiciler’de” aramak gerektiğini, bu da bize ‘Gemici millet Fenikelileri’ hatırlatıyor.

Herodot, Historiae, 1,2’de; “(Medea’nın kaçırılması bölümünde; ki, Media; alışveriş için geldiği limanda Fenikeliler(!) tarafından kaçırılarak Mısır’a götürülen Kolkhis kralının kızı deniliyor.) İşte o, Perslere göre ve Yunanlıların dediklerinin aksine, Mısır’a böyle gelmiş ve çarpışmalar böyle başlamış, çünkü Yunanlılar, ki ille de onlardır denemez, bence belki de Giritliydiler, daha sonra Fenike’deki Tyr’a yanaşmış ve kral kızı Europe’yi kaçırmışlardır. Böylece iki taraf ödeşmiş oluyordu; ama sonraki ikinci saldırı Yunanlılara yüklenmek ge­rekir diyor bizimkiler. Uzun bir gemiye atlayıp Kolkhis’deki Âia kentine ve Phasis’e kadar kürek çekmişler ve kendilerini buralara kadar getiren isteklerinin hepsini elde ettikten sonra, dönerken, kralın kızı Medeia’yı da kaldırmışlar.” deniliyor(7). Aynı olay Herodot’dan, şöyle anlatılıyor: “İranlı anlatıcılar derler ki, kavgayı Fenike’liler çıkardılar, bunlar Erythreia denilen denizden(-Kızıldeniz) kalkıp bizim kıyılarımıza geldiler, bugün de üzerinde oturdukları ülkeye yerleştiler ve hemen denize açılıp uzun yolculuklara giriştiler, Mısır’dan, Asurya’dan mal toplayıp, bunları bü­tün bölgelere, en çok da Argos ülkesine götürdüler. -Bugün Yunanistan denilen ülkede Argos, o zamanlar, her bakımdan önde giderdi-. Böylece Argos’a gelen Fenikeliler, diye anlatıyorlar”(8). Herodot’tan gelen; Yunanlılar, ki ille de onlardır denemez, bence belki de Giritliydiler, açıklaması da -önceki sayfalarda sözettiğimiz gibi- Girit’in Fenike uygarlığı olduğunu da gözönüne aldığımızda, Fenikeliler gerçeğini önümüze koyar nitelikte oluyor. Anlatımda, Kızıldeniz bölgesinden, o dönemde oturdukları Filistin-Suriye kıyı şeridine yerleşen Fenikeliler’in, Yunanistan anakarasındaki Argos şehrine ulaşmalarından ve de uzun bir gemi’den sözediliyor ki bu, Argo denilen geminin önemli bir özelliğini; mesela da rivayetlere yansıyan çok süratli olması benzeri bir ilk özelliği niteliyor.

MÖ I.yy. Diodoros Siculius’un, Bibliotheka Historika, I, 98,2,3’e ve .I,55,4,5”de ise; “..Denilenlere göre, özellikle Mısır’dan Danausla yola çıkanlar gibi, en eski Yunan şehri Argos’u, Pontus’daki Kolkhis medeniyetini, Arabistan(-Fenikelilerin atalarının oturdukları bölgeye çıkıp geldikleri yer; Kızıldeniz Mekke yöresi) ve Suriye(-Fenikelilerin oturduğu yer) arasındaki Yahudi şehirlerini kendi ülkelerinden -Mısır’dan– göçebe kolonilerin kurduğunu söylüyorlardı. Bu nedenden dolayı, bu medeniyetlerde, Mısır’da yaygın olan erkek evladları sünnet etmek geleneği vardı…Bazılarına göre, Maiotis gölü(-Azak Denizi) etrafında kalan bazı Mısırlılar Kolkhis medeniyetini kurmuşlardır(Dip not-91, Mısır kralı Sesostris/MÖ.XVI. yy.civarı Phasis’e gelmiş ve bir kısım Mısır’lı geri dönmeyerek burada yerleşmişlerdir): Bunun kanıtı da Mısır’da yaygın olan Yahudilerinde uyguladığı sünnetin Kolkhis’de uygulanıyor olmasıdır.” deniliyor ki(9), bu açıklamadaki, Mısırlıların-Fenikelilerin Kolkhis medeniyetini kurmalarıyla, koloniler kurulmasından söz edilmesi, Fenikeli’lerin Amasra(Sesemos), Ereğli(Heraklia), Sinop(Sinope) ve Tekkeönü(Kromna) gibi Fenike kolonilerinin oluşturulma dönemlerini; yani, Fenikeleri anlatır nitelikte oluyor. Fenikeliler’in, Mısır ile ilişkilerini; Mısır’ı istila eden ‘Deniz İnsanları’ onlardır şeklindeki görüşümüzü de gözönüne aldığımızda; Mısır’dan geldiklerinin söylenilmesi, ‘Sünnet’ olma hadisesi de dahil, kavranabilir de olabiliyor. Kolkhis medeniyetini kurmuşlardır haberi ise, önceki sayfalarda sözettiğim, Fenikeliler’in, Hatti’ler’in kara yoluyla ilk ulaşması sonrası deniz yolculuğundan sonra kara’ya çıkıp dağlardan yaptığı kara yolculuğu ile Maikop’a ikinci defa ulaşıp kültür taşınması ve de oradan aldığı madenleri kara yolu, at-katır kervanları ile Anadolu üzerinden Fenike’ye taşıması da demek oluyor. Fenikeliler için, “Bakır madenleriyle zengin Kıbrıs adasını fathettiler. Şehirler kurdular. Daha sonraki icraatlarıyla, Ege Adalarını ele geçirip, kükürt, şap ve altın çıkardılar. Kafkasya’ya kadar uzandılar.” deniliyor ki(10), bu açıklamadaki Kafkasya’ya uzanıldığı haberi Maykop’a ulaşılması ve oradaki madenlerin taşınması görüşüm demek oluyor.

Argo gemisi seyahati için, “Argo’nun seyahati Tunç Çağı efsanesidir. İason Karadeniz’i aştığında teknesini Kolkhis’deki Phasis ırmağına yönlendirdi ve kıyıdan sarkan ağaca bağladı. Büyülü bir hazinenin peşindeydi -Kolkhis’in Altın postu.” deniliyor (11). Sözedilen Kolkhis Ülkesi için, bugünkü Gürcistan denilse de bu doğru olmuyor. Ulaşılmak istenilen Kolkhis; kuzeyi Kaukasus(Kafkas) Dağları, doğusu Rusya/Kaberday-Osetya-Çeçenya; güneyi ise Abhazya ve bugünkü Gürcistan, batısı ise Pontus Euxenios(Karadeniz) tarafından çevrili bir bölge; bir başka deyişle, “Eskiden Karadeniz kıyısı ile Kafkasya’nın güneyi arasında kalan bölgeye” verilen coğafi isim oluyor. Bu alanın ilgi çekici yeri ise, madenleri yanında, bugünkü Adıgeler-Çerkez Cumhuriyeti’nin merkezi ve  dünya arkeolojisinde ünlü olan Mayko- kültürünü barındırması oluyor. Bu alanda birbirlerine efsanelerle bağlı tarihi Dolmenler, Kurganlar adeta açık hava müzesi oluşturuyor. Bunlar, Güney Kafkas kültürünün Hatti-Fenike ve köken Ortadoğu ilişkisinin delili oluyor. Maykop/Adıgeler, denize inen ve Kuzey Kafkasya’ya, Gürcistan-Türkiye’ye giden yolları, mevcut olan at yolu, bölgenin bilinen en eski at-kervan yolu oluyor. Kolkhis’in; Altın, Gümüş, Demir, Bakır gibi  madenler açısından zengin olması, “Bölgenin Altın Post olarak algılanmasına” sebebiyet vermiş bulunuyor. “Kolkhis bölgesi elverişli iklimi, bol madenleri ve tabiat güzellikleriyle Yunan aleminde daima bir düş ve zenginlik ülkesi olarak kabul edildi. Burası Altın ve Gümüş madeni açısından elverişli bölgedir. MÖ 10. yy.da Karialı(-Güneybatı Anadolu’da, Likya ile İoia arasındaki bölge ama, buradaki halkların kökeni Fenike oluyor) gemiciler bu madenleri işletmişler ve insanları korkutacak efsaneler de yayarak onların bu civarlara gelmelerini engellemek istemişlerdir.” açıklaması da(12) Altın Post tanımının, buradaki maden yatakları zenginliğinden doğduğunu anlamamızı kolaylaştırıyor. MÖ 10 yy.da(MÖ 1000) Karialı gemicilerden sözedilmesi; çeşitli yayınlarda Karyalılar’ın, ‘Fenikelilerin ortakları’ olduğunun belirtilmesi, Karialı’ların Fenikeliler olduğunu göstermesi yanında; Strabon’nun, eski zamanlarda adalı olan Karia’lılar ve Leleg’lerin, Kreta’daki(-Girit) Miletos kentinden Ege bölgesindeki Miletos’u kurmuşlardı(-yani, Girit’te ilk Miletos yerleşimini kuran Fenikelilerin, sonra da Ege kıyılarımızda Miletos’u kurduğu belirtiliyor) ve Lykia denen ülkeye Termilas kolonisini yerleştirmişlerdi açıklamasıyla; Truva Savaşları(MÖ 1200 gibi) sonrası bölgeyi Frigya’lılar ve Thrak’lardan önce bölgenin, BEBRYK’ler ve Dryop’lular tarafından kolonize edildiğini belirtmesi(-ki, Dryop’lular, Peloponnesos/Mora yarımadasındaki Argos’ta yerleşmiş kavim olup; önceki sayfalarımızda, Argos’a gelen Fenikeliler’den söz edildiğini, ayrıca da, Bebryk denilenlerin de Fenikeliler olduğunu yazmıştım ki; bu durum da Akdeniz, Ege adalarında ilk yerleşimler kuranların Fenikeliler olduğunu gösteriyor), ve de Homeros’un; Leleg’lerin çoğunu ve onların iki misli olan Kilikya’lıları, Aiolis’lerın en belli başlı kentlerinin olduğu bölgeye ve Adramyttonos Körfezi(-Balıkesir) yöresine yerleştirdiğini, İda Dağı’na kadar da Leleg’lerin ilk iskân yeri olarak gösterdiğini ifade etmesi(-ki, bu bölgenin ilk iskan edenler Bebryk’ler oluyor ki, tarih onların da Fenikeliler olduğuna işaret ediyor); ayrıca da, Karyalılara eskiden Leleg’ler denildiğini, kalkan kulplarını, kalkan armalarını ve sorguçları gösterilerek Karyalı denildiğini ve Rodos adasının Tlkhinler tarafından ele geçirildiğini(-ki, Telkhin’lerin Girit kökenli olup Kıbrıs üzerinden Rodos’a geçtiğini, dolayısıyla, Kıbrıs, Rodos, Girit’in Fenikeliler tarafından kolonileştirildiğini de gözönüne aldığımızda bahsedilenlerin Fenikeliler olduğunu anlamamızın ötesinde) ve de Lykia’daki Olympos kentinin adının Phoiniks, yani Fenike olduğunu yazması da(13) sözedilenin hep Fenikeliler olduğunu; dolayısıyla da gemici millet Fenikeli’lerin, Kolkhis bölgesiyle yerleşim ve maden yatakları ilişkisini; haliyle de “Argo gemisi, Argonatlar’ın; Fenike gemileri ve Fenikeliler olduğunu” anlaşılır kılmasının yanında, Altın Post efsanesi denilenin de,  Yunani denilenlerin ütopyası olmayacağını, sözettiğim “Argonatlar/Fenike ilişkisi” anlamında tarihsel gerçek olduğunu ortaya koyuyor.

Herodote da, Yunanistan yoksullukla süt kardeş(VII, 102) olarak tanıtılmaktadır denildiği ifade ediliyor ki(14), bu ‘Yunani yoksulluk’ tanımı, hem insanlık tarihi, hem de ülke tarihi yoksulu olanların, ‘Tarih hırsızlıklarının’ delili oluyor ama; Sahte Tarih haberlerini Gerçek Tarih kabul etmemek gerektiğinin kavranılması gerektiği de demek oluyor.

Ahmet MUSAOĞLU (Yakınlarda çıkacak; İLK ANAYURD ANADOLU … kitabından)